Kutsal taşlar: Stonhenge !

Evet çok seyahat ediyorum ama bir o kadar  da sorunlu seyahat ediyorum. Nedense genelde başıma gelmeyen kalmaz yolculuklarımda. Stonhenge’de hikayem ilginç bir şekilde başladı. Aslında gidişimden belki de 1-2 yıl öncesinden..

İlginç bir şekilde sürekli karşıma çıkıp duruyordu Stonhenge fotoğraflaıi ve hep gitmem lazım gibi bir his içindeydim.

Vancouver’a gitme hazırlıkları yaparken bir gün rüyamdan ‘Stonhenge’e git!’ diye bir duyguyla uyandım. Aynı gün abonesi olduğum National Geographic dergisi geldi. Kapıda dergiyi aldığımda ‘içinde Stonhenge ile ilgili bir şey var bence’ dedim. Ve ‘varsa gitmem lazim!’. Son sayfaya gelinceye kadar hiç bir şey yoktu. Sayfalar sona gelmeye başladığında biraz garip bir hayal kırıklığı da başlamıştı üstümde. Veee son sayfa! Bir baktım ki Nikon’un reklamı ve fotoğraf: STONHENGE!

Aynı gün bir arkadaşımla kahve için buluştuk. Yeni melek kartları almış ve bana “hadi çek bir tane “ dedi. Çektim ve şöyle bir kart: ”Enerjisi yüksek bir yere gitmelisin: Stonhenge ya da Maccu Picchu gibi!”. Ne dersiniz? 🙂

Tüm bu işaretlere rağmen yolculuk programının içinden bir türlü çıkamadım ve en uygun fiyatlı bu olduğu için Vancouver için Londra aktarmalı bir uçuş aldım. Hazırlıklar yapıldı, bavul kapandı ve ayın 26’sında yola çıktım.

4 saatlik uçuştan sonra Londra’da olup, 1 saat sonraki Vancouver uçağına binecektim. Önce her şey “aradaki fark çok kısa acaba uçağa yetişebilir miyim? “ düşüncesiyle başladı. Londra’ya yaklaşırken kaptanın anonsunu duyduk : ‘hava şartlarından dolayı Gatwick’e iniş yapacağız, yaklaşık 40 dakikalık bir gecikme olaca!’. Hostesle konuştum, ‘sorun yok aktarmalı uçak olduğu için sizi beklerler’ dedi. Bir taraftan da düşünmeye başladım. Başlangıçta Londra aktarmalı olduğu için aslında başlangıçta 2 gün Londra’da kalıp Stonhenge’i görüp, oradan Amerika’ya geçip Arizona’yı dolaşıp Kanada’ya geçecektim. Sonra hem çok yorucu , hem de pahalı bir yolculuk olacağı için  Amerika bölümünü iptal ettim. Uçakta şöyle dedim kendime : “iyi de Londra kısmını niye iptal ettin ki?’.  Keşke dedim 2 gün önce çıkıp Stonhenge’i bir görseydim!

Ve uçuş günü geldi. Normalde 4 saat süren yolculuğum 8 saate çıktı. İzlanda’da yanardağ patlaması sonucu oluşan küller ve yarattığı  fırtınadan dolayı Gatwick’e yönlenip, hava trafiğinin açılmasını bekleyip Heatrow’a geri döndük. Tabi ki Vancouver uçağım kaçtı!

Uçaktan iner inmez hemen yeniden yerimi ayarlamak  icin kontuara koştum. Koştum ama bir de gördüm ki yaklaşık 15.000 kişinin uçuşu iptal olmuş, havaalanında adım atacak yer yok. Herkes metrelerce uzanan kuyruklarda umutsuzca sıranın  gelmesini bekliyor. Yaklaşık 2 saat bekledikten sonra British Airways görevlisi gelip bizlere bir kağıt dağıttı ve ‘Lütfen bulabildiginiz otellere gidin, kontuarlar birazdan kapanacak. Sabah 5’de gelip devam edebilirsiniz. Otel, yol ve yemek masraflarınız British Airways tarafından karşılanacak!” dedi.

Gece yarısı ve henüz kalacak bir otel yok! İnternet hiç bir şekilde yoğunluktan ötürü çalışmıyor. Nasıl otel bulacağımı bilmiyorum. Hoş başıma gelecekleri bilsem hiç bir yere gitmez, orada bulduğum yerde yatardım. Ne de olsa sabah 05.00’te yine burada olmam gerekliydi.

Aklıma kardeşimi aramak geldi. HRS’den bana o gece için bir otel  rezervasyonu yapmasını istedim. Biraz sonra geri döndü ve bana otelin adını ve adresini verdi. Dışarı çıktım taksi bulmak için. Böyle bir kalabalıkta bunun mümkün olduğunu düşünebilir misiniz? 2saate yakın yine kuyruk bekledikten sonra siyah taksilerden birine bindim. Bunu özellikle söylüyorum, çünkü bu taksiler normalden çok daha pahalıdır, ancak yapacak başka bir alternatif yok.

Neyse 2 saat de taksi kuyruğunda bekledikten sonra sıram geldi ve taksiye adresi verdim. Gittikçe Londra’dan uzaklaşıyorduk ve şehir ışıkları azaldıkça karanlık daha da arttı. Yavaş yavaş endişelenmeye başlamıştım. Derken adrese geldik, şöför ‘adres burası’ dedi. Ama dışarda otel yoktu! Tek katlı bir kasaba evi: Bed & Breakfast! Sorun yok! Zaten nerdeyse sabah olmak üzereydi, boşuna bu kadar çaba, sabah 5’te havaalanına tekrar geri dönecektim.

Taksi beni indirdikten sonra gitti. Sessizlik ve karanlık içinde kapıya doğru yürüdüm ve kapıyı çaldım. Kimse yok! Tekrar ve ısrarlı bir şekilde çaldıktan sonra, sabahlığıyla bir kadın kapıyı açtı. Ona rezervasyonum olduğunu söyledim ve o da bana “mümkün değil, hiç odamız yok!” dedi. Eğlencem gittikçe artmaya başlamıştı! ‘Nasıl olur elimde rezervasyon kodum var’ gibi konuşmaya başladık. ‘Sorun değil, bana bir kanepe de verseniz olur; sabah 5’de havaalanında olmalıyım” diyordum. Kadın da ‘kanepemiz bile yok’ diye yanıtlıyordu. 🙂

Konuşmalara eşi de uyandı. Halime üzülmüş olacaklar ki, oldukça şişman ve pespembe yanaklı olan eşiyle beraber beni içeri aldılar. İçeri geçip internetten rezervasyonumu kontrol ettiler ve gidip gelmeler sonucu anladık ki; kardeşim ertesi gece icin rezervasyon yapmış!  🙂 Diyorum ya eğlence gittikce artmaya başladı. Gecenin bir yarısı, taksiye dünyanın parasını ödemişken, elimde  ne otel ne de taksi vardı, ne de nerede olduğum hakkında bir fikrim…

Çaresizliğimi anlamış olacaklar ki bana yardım etmek için, yine Bed & Breakfast işleten bir dostlarını aradılar. Adamcağız o anda benim için bir melekti sanki. Yer var dedi ve arabasıyla beni geldi aldı.

Kalacağım yere gittik. Süpermarketle dükkanların arasına sıkışmış bir han. Eskiden kırmızı olduğu belli ama kirlilikten bordoya dönmüş halı ile kaplanmış merdivenlerden çıktıktan sonra  odamı gösterdi. Sonra da dışarıdaki tuvaleti. Ve iyi bir şeymiş gibi “hiç rahatsız olmazsınız, sizden başka kalan yok!” dedi. Aman Allah’ım??!!  O koskaca, kirli ve muhtemelen de hayaletli handa benden başka kalan yok. ”Siz nerde kalıyorsunuz ?” dedim. ”Benim evim yakında. Bir şey olursa arayın gelirim” dedi. Her şey çok tersmiş gibi görünse de, aslında karşıma çıkan bu melek insanlar bana çok şanslı olduğumu bir kere daha hatırlattı.

Odaya girdiğimde, hayaletli olduğuna neredeyse emin oldum. Londra’nın meşhur hayaletleri ! 1970’lerden kalma eski bir dolap, yatak ve odayı ısıtmak için sürekli dönen ve dönerken de “tak tak tak” diye sürekli ses çıkaran bir pervane !

Üstümü bile çıkarmadan yatağa iliştim. Londra’da sabaha karşı, kaçan bir uçak, eski bir hanın içinde, üstelik yapayalnız, hayaletlerim ve ben..

Nerdeyse 2 saat sonra kalkıp, tekrar bilet kuyruguna gireceğim, uyumam lazım desem de ne mümkün. Isıtmanın tak tak tak sesiyle gün aydınlanana kadar tavanı seyredip, her an içinden hayalet fırlayacakmış hissini veren dolaba bakıp durdum.

Sabah hemen kalkıp, hava alanına geri döndüm. Bu arada valizimin  de nerede oldugu belli değil. Vancouver’a giden herhangi bir uçakta olduğunu ümit ediyordum sadece.

Tüm bunlara rağmen yaşadıklarımdan çok eğlendiğimi itiraf etmeliyim. Sanırım maceracı ruhum böyle besleniyor.  🙂

Havaalanına vardım  ve yaklaşık 4 saatlik kuyruktan sonra sıra bana geldiğinde görevli şöyle dedi: “Eğer yarım saat önce gelseydiniz sizi Vancouver uçağına koyabilirdim ama şu anda dolu ve ancak yarın uçabilirsiniz !.””

Ne güzel! Önce şansımı zorlasam  mı diye düşündüm. Seattle’dan gidiyim, Toronto’dan gidiyim filan diye onu bunu sorarken, aslında zorlamamam lazım dedim. Ve dedim ki ” Allah’ım lütfen bana bir cevap gönder, hangisi benim için iyi ?” Karşımdaki görevli bana şöyle cevap verdi : “Şiddetle yarın ki direk Vancouver uçuşuyla gitmenizi tavsiye ederim, diğerleri çok yorucu olacak sizin için” 🙂 Cevabım gelmişti ve ertesi gün  Londra saatiyle 13.00 için direk Vancouver uçusunu okeyledim. Şimdi öğlen sonrasında serbesttim. Peki ne yapabilirdim sizce?  🙂

Bu bir tesadüf olamaz dedim ve hemen Stonhenge’e gitme yollarını araştırmaya başladım. Turların saatini kaçırmıştım. Araba kiralamayı düşündüm. Kiralama servisinde tam her şeyi ayarlamışken birden aklıma burada trafiğin ters olduğu geldi. Macerayı seviyorum ama bu kadar değil diyerek vaz geçtim. Önce otobüs, sonra tren alarak Salsbury’a ulaşacaktım. İtiraf etmeliyim vaz geçmeyi düşündüm. Elimde  içinde 2 makina ve 4 lensin olduğu bir kabin valizi, bir laptop ve çantası, kitaplarımın olduğu bir sırt çantası ve bir de kendi valizim. Bütün bunlarla, 2 aktarmayla Salsbury’a gidip, oradan nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde Stonhenge’e gidip, bu kadar eşyayla gezip fotoğraf çekmeye çalışmak mı  yoksa eşyaları odaya götürüp Oxfors Street’e çıkıp kahve içmek mi?

Bütün bunların az önce düşündüğüm gibi ,aslında benim dileğim olduğunu ve bu fırsatla Stonhenge’e gitmem gerektiğimi tekrar hatırlayıp biletlerimi aldım. Önce otobüsle Woking, ardından trenle Salsbury !Oradan da bir yol bulacaktım artık  Stonhenge’e nasıl gideceğime dair.

Salsbury’e geldiğimde çıkışta görevliye nasıl gideceğimi sordum. Saat yaklaşık 16.30 civarıydı ve bana bu saatte oranın kapandığını söyledi. Elimde onca ağırlıklarla, bu kadar yol gelmişken buradan dönemem dedim, şansımı deneyecektim. Bana dışarda taksiler olduğunu, onlarla pazarlık edebileceğimi söyledi. Çıktığımda bir taksi bekliyordu zaten. Taksi şoförüne yolculuğun ne kadar süreceğini ve  tutacağını sordum.35 pounda beni oraya götürüp, bekleyip, üstelik de geri getireceğini söylediğinde sevnçten havaya uçacaktım. İşte şansım dönmeye başladı dedim. Eşyalarla nasıl dolaşıp, çekim yapabilirim derken, eşyalarımı bırakabileceğim bir arabam bile olacaktı ! Bu arada Londra’dan bu yana havadaki gri yoğun kasvetli bulutlar için de dua ettim. Lütfen gidin ve bana güneşi gösterin diye.

255704_10150206191221977_1873063_n 255689_10150206191961977_3615163_n 251234_10150206192171977_5854702_n

Taksiye bindiğim andan itibaren güneş açmaya başladı. 20 dakika sonra işte Stonhenge’deydim ! Muhteşem!

J3872x2592-22077 247148_10150206191691977_6842743_n J3872x2592-22070

Taşların etrafına ayak bastığımdaki duygumu anlatamam. Stonhenge’deydim ve hava güneşliydi! Harika duygular içindeydim, Stonhenge’de ne var acaba beni bu kadar çeken diye düşünüyodum. O anda cevabımı buldum!

Uçakta bunu ben istemedim mi? Neden 2 gün Londrada kalıp Stonhenge’i görmedim diye hayıflanmadım mı kendime. Havanın güneşli olmasını istemedim mi? Bu kadar net istediğiniz her şeyin gerçekleştirildiğini fark etmemiştim! İste yeter! Bence Stonhenge’e gelmem oranın enerjisiyle ilgili değildi. O anda ne kadar şanslı olduğumu düşündüm. Kaç kişi hayatında Stonhenge’i görmeyi isteyip de gelebilmişti. Sonsuz şükür içinde teşekkür ettim, isteklerimizi gerçekleştirdiği için.

J5616x3744-28413 J5616x3744-22062 J3872x2592-22058

Oradaki duygularımı nasıl anlatsam, ne kadar yazsam tarif edebileceğimi sanmıyorum.

Gözlerimde yaşlarla dolaşıp, biraz fotoğraf çektikten sonra (o kadar duyguluydum ki, fotoğraf çekmeye bile çalışmadım nerdeyse…) taksime atlayıp geri döndüm perili otelime.

Otelin sahibiyle arkadaş olduk. Bir gece önce oradaki her şeyden ürkerken şimdi karşımdaki insanın benim için gerçekten melek olarak gönderildiğini düşündüm. Gecenin bir yarısında, Londra’nın bir ucunda otelsiz kalmışken beni gelip aldı. Perili otelimi çok severek, ısıtmanın tak tak tak sesini kendime ninni yaparak uyudum o gece…

Ve ertesi gün Vancouver uçuşum için tekrar yola koyuldum teşekkürler içinde hem bu güzel insana, hem de tüm yaşama…  🙂

10150206191016977 sb

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s